ankaragucu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankaragucu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2010 Pazar

14.08.1985























Tarih 14.08.1985 ..

Büyükşehir Belediyesinin yöneticileri,Türkiye nin en eski stadların dan biri olan Ankaragücü stadını tarihe gömmek için hazırlık yapıyor..gece 22:30 da dozerleriyle,vinçleriyle,kürekleri ve kazma adamlarıyla birlikte bu stadı acımadan yıkan belediyecilerin karşısına hiç kimse çıkamıyor.Dönemin Başbakanı "Turgut Özal" ın basın danışmanı aynı zaman da AnkaraGücü Spor Klubü As Başkanı Can Pulak bu girişime her nekadar karşı çıkıp önlemeye çalışsa da yine de tarihi stadı parçalamalarına izin veremiyor.. ki belediyecilerin ellerinde hiçbir belge ve izin olmamasına rağmen bu girişim gerçekleşiyor.As Başkan Can Pulak , stadın 340 metre uzunluğundaki tel örgülerinin alındığını,reklam panolarına da el konulduğunu yaptığı bir basın açıklamasın da dile getiriyor.

25 sene sonra ..01.01.2010
Belediyeciler bu sefer de,100 yıllık bir tarihi olan,AnkaraGücü Spor Klubünü yıkma girişimin de bulunuyor.25 sene önce stadı yıkanlar şimdi Ankaragücü nü yok etmeye çalışıyor.Buna kayıtsız kalan tüm AnkaraGücü camiasına teşekkürü bir borç biliriz.

» Read more → 14.08.1985

22 Mayıs 2010 Cumartesi

» Read more →

21 Mayıs 2010 Cuma

Anadolu Sanatkaran Gücü


Ankaragücü'nün nüvesini teşkil eden Anadolu Sanatkaran Gücü Futbol Takımı...Ayaktakiler (Soldan sağa): Şevki, Nuri, Emin Abidin, Galip, Şaban, Memduh ve İbrahim beyler.Yerdekiler: Rıfat, Kazım ve Mustafa beyler
» Read more → Anadolu Sanatkaran Gücü

"Alayına isyan,inadına Ankaragücü"


» Read more → "Alayına isyan,inadına Ankaragücü"

Siz var ya siz..

Siz var ya siz ..
Siz öyle böyle değilsiniz ..
Sizi anlatmak ne mümkün ?? ..
Sizi okumak,görmek,yaşamak lazım ..
Siz varya siz ..
Aha buraya yazıyorum ..
Sizden bir yol olmaz ..
Siz adam olmazsınız oğlum ..

Devam edin umut şarkılarını söylemeye
Omuz omuza ..

Devam edin ..
Tribünlerin en aykırı grubu olmaya ..
» Read more → Siz var ya siz..

20 Mayıs 2010 Perşembe

Pankart vol.1

» Read more → Pankart vol.1

1922-2010

» Read more → 1922-2010

Musa Cimilli

(Musa Cimilli Abimize bize zaman ayırıp bu çok kıymetli anılarını ve bilgilerini bizlerle paylaştığı için buradan da bir kez daha kendisine SOKAK ve tüm Ankaragüçlüler adına teşekkürlerimizi sunuyoruz.)

30 yıl önce 1979’da çaycı olarak girip hemen sonrasından itibaren malzemeci olarak sürdürdüğü görevi boyunca sayısız oyuncu ve teknik adamla çalışmış, 1981 Türkiye Kupası’nın alınışını görmüş ve 1991’deki şanssız bir şekilde elimizden kaçan kupanın finalini yaşamış, milli takımda görev alırken tercihini Ankaragücü’nden yana koyacak kadar da Ankaragüçlü ve de vefakâr… Bizden biri ile röportaj serilerimizin ilkini gerçekleştirmek istedik. Ankaragücü’müzün emektar malzemecisi Musa Cimilli ile ya da hepimizin Musa Abisiyle… Kendisiyle anılarından, yaşanan ilginç anlardan, eskiden Ankaragücü’nde forma giymiş futbolculardan, takımı çalıştırmış teknik adamlara kadar pek çok konuda zevkli ve eğlenceli bir sohbet gerçekleştirdik. Sizleri bu güzel röportajla baş başa bırakmadan önce Musa Abimizin de teyit ettiği ve inandığı gibi “Son Sarı Yaprak Düşmeyecek!” diyoruz.

Ankaragücü’ne İlk Adımı Atış

Askerlikte buradaki spor okulundaydım. Ama askerlikten önce de zaten Ankara’da oturuyordum. Oraya da futbolcular gidip geliyordu. Benim abim eski gazeteciydi. O zaman Kaleci Adil gelmişti, onunla muhabbet ettik. Beni sevdi Adil abi. Askerlik bitince o zaman babamın çalıştığı Sümerbank’a gitmiş “Musa nerede?” diye sorup “Tandoğan’a, kulübe bir uğrar mı” demiş. Sene 1979. O sırada da çaycı ihtiyacı varmış. “Çaycılık yapar mısın?” dediler, “yaparım” dedim. Daha sonra malzemecilikte çalışan arkadaş askere gidince malzeme sorumlusu Ahmet amca da beni yanına aldı. Çaycılıktan başladığım kulüpte malzemeci oldum. Zaten çaycıyken de deplasmana gidiyordum. Futbolcular falan herkes bana hasta oldu. 30 senedir buradayım. Üç dört senedir de emekliyim. Elimiz ayağımız tuttuğu sürece, bu işi de sevdiğimize göre devam edeceğim. Yönetim de sağ olsun benden memnunlar.

Milli Takım Mı, Ankaragücü Mü?


Sonra Tınaz Tırpan hoca geldi. O daha sonra milli takıma geçince “gelir misin” dedi, “niye gelmeyeyim hocam” dedim. 1988-1989 sezonunda Ankaragücü’nü bırakmadan hem Ankaragücü’nde hem de milli takımda çalıştım. Daha sonra “ya Ankaragücü ya milli takım” dediler. Ben de gözümü burada açmışım, Ankaragücü dedim.

Hüsnü’nün Transferi

O zaman yılın transferi olarak Hüsnü (Özkara) ile anlaşılıyor. Yılmaz Gökdel’in zamanında. Hüsnü’yü almaya askerliğini yaptığı Erzincan’a gidilecek. “Ben gideyim abi” dedim “Ben Erzurumluyum, nasılsa kayınvalidem de var Erzincan’da”. “Tamam” dedi. Her şeyi ayarlamışlar, bana parayı ve uçak biletini verdiler. Ben oradan komutanından Hüsnü’yü alacağım ve o hafta maçımızın olduğu Bursa’ya götüreceğim. Erzincan’a bir gittim, tabii komutana ne diyeyim “çaycıyım” mı diyeceğim. Zaten buradan haber gitmiş, kâğıt (belge) de var. Gittim, Ankaragücü’nün idarecisiyim dedim. Dediler ki komutan sizi bekliyor. Oturduk komutanla çay kahve içiyoruz. O sırada Hüsnü’yü çağırdılar. Ben Hüsnü’yü tanıyorum futbolla ilgilendiğim için ama o beni tanımıyor. Hüsnü geldi, ben onu tanıyorum ama o beni tanımıyor. “Merhaba” falan dedi ki ben “n’apıyorsun lan kerata” dedim, adam şok oldu. Ben de hiç bozmuyorum. Neyse çıktık, dedim ki al sen bu uçak biletini, para da vermişlerdi, parayı da al, benim toplantım var Erzurum’da oraya gideceğim. Faturaları kestim, onu yolladım Bursa’ya gitti. Bursa dönüşü geldi, beni daha sonra görmemiş ama ben yine çaycıyım orada. Tandoğan’daki eski tesislerde Halil İbrahim’le bilardo oynuyorlar. O arada idareciler çay istedi. E, baktım onlar da bilardo oynuyorlar, nasıl gideceğiz! Arka kapıya baktım, yok! Dedim ki bir gün nasılsa yakalanacağız zaten. Ben çayları aldım gidiyorum, beni görünce sordular “bu kim?”; “çaycı”. Bir baktım bana atladı. Allah’ım yarabbim, sarmaş dolaş. E, n’apayım ne diyeyim. Allahtan ki tez bitti, sahada falan görse beni idareci bilecek J. Sonra onunla da gayet iyi dostluğum oldu. Malzemeci olunca henüz yeni olduğum için daha çivi sıkmasını bile bilmiyordum. O gelirdi soyunma odasına “abi bu böyle yapılır, şu söyle yapılır” diye yardımcı olurdu.

‘Bulut Restaurant’ta Mola!

Bir deplasmanda İzmirspor’dan aldığımız Gürsel Barış vardı. Biz de devamlı otobüsle gidiyoruz ya, giderken restaurantlarda mola veriyoruz. O zamana kadar uçağa hiç binmemiştim. Molalarda yemek yerken onlarla yiyoruz. Gürsel de içkiyi çok seviyormuş, nereden bileyim. Hep gel abi sen benim yanımda otur, “tamam”. Uçağa bineceğimiz gün de hava yağmurlu ki ben uçağa da binmeyeceğim diye biliyorum. Havada nasıl bir şey olduğunu görüyorum da yerde nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. Topçulardan herkes binmiş o beni oyalıyor. “Abi” dedi “sen yine benim yanımda otur da ‘Bulut Restaurant’ var havada, orada mola verince yine beraber yeriz”. Karada mola veriyor ya havada da mola vereceğiz sanıyorum. “Tamam, kardeşim” dedim, “ayıp ediyon!”. Biz bununla muhabbet ederken millet uçağa biniyor. Giden topçu demiş ki “başkanın oğlu geliyor arkada”. Tam otobüs uçağa yanaştı dediler ki “otobüsün içi halı, ayakkabılarını çıkar”. Daha önce bineni görmemişim, çıkardım. Hakikaten o da çıkardı benim yanımda. Heyecandan şöyle Demirel gibi biri iki adım attım basamaktan. Hostes “buyurun beyefendi” dedi. Meğer onlar söylemişler ya [başkanın oğlu diye] bileti gösterdim. Baktım hakikaten de uçağın içi halı. Ben ne bileyim. Bir baktım ben gezdikçe millet gülüyor. Tam aşağı götürdüler bir de öbür taraftan dolandık bu sefer o taraftakiler gülüyor. “Allah Allah” dedim “nereye geldik!”. Sonra bir yere oturttular. Sonra biraz gittik, baktım kek geldi. “Allah Allah, kardeşim bu ne, mola vereceğiz ya, hani ‘Bulut Restaurant’?”. “Abi” dediler “biraz sonra vereceğiz, daha yolumuz uzun”. Ne bileyim ben, daha hala kafam basmamış olaya, orada işte bizi kekle kandırmışlar J. İlk uçak anım da bu, şimdi dolmuşa biner gibi biniyoruz.

30 sene bütün deplasmanlara gittim takımla beraber. İyi kötü anılarımız oldu.

2003-2004 Sezonu Akçaabat Sebatspor Maçı

Orada ben bayağı hırpalandım. Takımı maç yapıyor ben soyunma odasında bekliyorum. Bir baktım, soyunma odasının önünde sopalarla üç kişi. “A.. ko…n çocukları! Kaç para aldınız!”. Dedim “doğru konuş, ben malzemeciyim”. “Sana demiyorum. Bu a... k…n çocukları kaç para aldı?”. “Ya ben ne bileyim, ben gariban bir malzemeciyim”. “Niye asılıyorsunuz lan a... k…n çocukları” falan gibi şeyler diyorlar. O sırada da takım 1:0 galipmiş. Allah’ım yarabbim ben onu da bilemiyorum soyunma odasında olduğum için. Soyunma odasının kapısını bıraksam talan edecekler. “Kardeşim ben malzemeciyim” falan… Sonra bizimkiler gol yiyince bir baktım bunlar dağıldı. Şimdi yemeseler bunlardan habersiz soyunma odasına gelen bizim topçular dayak yiyecek. Polis molis de yok, nasıl tezgâhı koydularsa. Sonra idarecilere anlattım “abi böyle böyle… İyi ki de gol yemişiz yoksa biz buradan nasıl çıkacağız!”. Polisi falan ondan sonra koydular ama… Maç bittikten sonra gene taşlar falan yedik. Galip gelsek mümkün değil çıkamazdık; dağın başında Sebat sahası. Yendikleri halde bile bunu yaptılar. O zaman tabi Bursaspor için oynuyorduk.

Futbolcu ve Teknik Adamlarla Muhabbetleri

Ahmet Yıldırım var mesela. Ailecek gidip geliriz. Hatta bir yılbaşında İstanbul’a davet etti. Halen de görüşürüz. Hasan Şaş’la görüşürüz. Hocasıyla, futbolcusuyla hepsiyle de ayrı anılarım var. Yani mesela yemek verirler, şarkılı türkülü… Yani beni hocası olsun, futbolcusu olsun; yerlisi olsun yabancısı olsun çok severler. Büyükle büyük, küçükle küçük olurum. Samet Aybaba mesela, dünyanın en tatlı hocası. Hala diyaloglarım devam ediyor. Ailecek görüşürüz. Yılmaz’la görüşürüm hala, şimdi Buca’da. Hepsini severim, onlar da beni severler.

Geçen gün yemek veriyorlardı eski topçulara, ben de gittim. Nereye gitsem herkes tanıyor beni. Başkanımız da “aferin emektara bak” diyor. Görüşemediklerimiz gördüm: Bursa’dan Haluk hoca, İskender, Sadık, Mehmet… Sağ olsun başkan da onları bütünleştirmek istedi, bir yemek verdi, iyi oldu. Çoğu gelmedi ama…

Futbolcular Arasında Küslük Olmaz

Futbolcular arasında arada bir şey olursa gücümüzün yettiği kadar müdahale etmeye çalışırız. Zaten topçular o anki sinirle iki dakika münakaşa ederler, sabahki idmanda barışırlar. Zaten öyle bir ay, iki ay küs kalmak olmaz. Ankaragücü’nde küskünlük bir haftayı geçmez. Ha, birisi biriyle daha samimidir o normal bir şey. Ama maçta hepsi de aslanlar gibi oynarlar. “Bu bana küs, bana pas atmıyor” vs. hiç olmaz öyle şey.

Şimdiki Futbolculara Dair

Şimdiki futbolcuların hepsiyle de diyalogum iyi. El Yasa, Jaba, De Nigris… Bouzid mesela, çok beyefendi, namazını kılar, formasını katlar verir teşekkür eder. Iglesias, gelir hemen boks. Bir iki boks hareketi yapıyorum, onun da hoşuna gidiyor; vuracağımdan değil. Yabancı oyunculardan Jaba ve De Nigrsi çok neşeliler.

İlginç bir Futbolcu: Colybali

Colybali mesela, duşa girer üstünde hiçbir şey olmadan çıkar. “Ya, bir şey olmaz!” diyor bana. Yavaş yavaş alıştıra alıştıra uyarıyoruz. Çıkar topunu oynardı ama, yetenek vardı. Küfürleri öğretmişler ona her yerde söylüyor. “Ya oğlum dikkat et” diyorum. Kötülüğünden değil, ona da öyle öğretmişler.

“Kalenga, Kamera Gitti; Ben De Gittim!”

İstanbul’da Fener maçı. Kalenga kırmız kart gördü. Biz de malzemeciyiz ya. Normal olarak sahadan dışarı çıkması lazım. Kalenga’yı koluma soktum, soyunma odasına gidiyoruz. Kameralar falan soyunma odasına girene kadar bizi çekiyor. Bende televizyon çekiyor diye onunla daha bir ilgileniyorum. Soyunma odasına soktum, “Kalenga” dedim, “işim buraya kadar. Kamera Gitti, ben de gittim!” J “E, napayım seni mi bekleyeceğim” dedim J. İyi bir çocuktu, iyi bir futbolcuydu.

Briegel

Kendi halinde bir insandı. Malzemeciyi, masörü sayardı. Kamplarda mesela görünce “Bira!” diyordu, gidip kendi eliyle doldurup getiriyordu. Sen de bu takımın bütününün parçasısın düşüncesindeydi.

Hakan Kutlu

Hakan Kutlu ben buradayken futbolcu olarak başladı, kaptan oldu, teknik direktör oldu. Çok sevdiğimiz bir insan. Ankaragücü’nden başka hiçbir yere gitmemiş. Gözünü Ankaragücü’nde açmış. Teknik direktörlüğünde şanssızdı!

Hikmet Karaman

Hikmet hocam, bağırır çağırır ama sonra da gönlünü alır. Ama bunu onlar için, takım için yapıyor. Herkesin ayrı bir çalışma tarzı var. Malzemeciysen mesela malzemeciliğini bileceksin.

Kamp Konserleri: “Musa Cimilli Show!”

Kamplarda mesela son gün afişler yazarlar ben şarkı söyleyeceğim diye. Hele bir gün Abant’ta yaptım böyle bir şey. O zaman altı yedi takım orada kampta. Salon büyük hepsini alıyorlar, otel müdürü afiş asıyor: ‘Musa Cimilli Show’. Allah Allah, bunun üzerine biz de hazırlandık. Çeşitli kıyafetler çarşaf marşaf giyindik. Birer de papyon taktık, sahneye çıktık. Diğer takımlar bilmiyor ki beni, bir çıktım İbrahim Tatlıses diye. Üç saat konser! Tabii ama girişler ücretli J. Güzel anılar, tabii iyi paralar alıyordum ha! Şimdi bile yemeklerde yine beni çağırırlar. Antalya’da kamp olduğunda bile hocalar beni çağırırlar, son gün yine çıkarım.

Taraftar ve Musa Cimilli

Milli takıma gittiğimi taraftar da biliyordu. Sahaya bir çıkıyordum “Musa bize Gullit’i getir!” diye tezahürat. Eskiden çıkardım 19 Mayıs’a büyük bir tezahürat. Hatta bir sezon açılışında, Sinan, Beşiktaş’tan gelmiş, seremoni yapıyorlar, futbolcuları tanıtıyorlar. E, tabii biz de oradayız. Karayalçın da belediye başkanı. Beni anons ettiler; “Milli Musa buraya, yumruk havaya!”, “Büyük Başkan!” diye tezahürat. Karayalçın orada demiş ki “Bu kim bu kadar çok alkış alıyor?”, onlar da “Bizim malzemeci” demişler, şaşırmış. Hatta Sinan orada balonları falan yakıp beni korkutayım derken yüzümü yakmıştı.

En Güzel Forma: Sarı Lacivert Çubuklu

En beğendiğim forma çubuklu sarı lacivert forma, lacivert şort, lacivert tozluk. E, şimdi formalar türedi. Eskiden isim falan yoktu. Numara vardı, onları teker teker söker yeniden dükerdik. Şimdi formayı tribüne atıyorlar. Eskiden toprak saha, toz, çim… Onları yıkayıp ütülüyorduk. Kramponları yaptırıyordum, getiriyordum. Şimdi parasıyla da alıyor ama çoğu da anlaşmalı {sponsorlu].

Suni Çimli 19 Mayıs

Suni çime alışana kadar topçular zorlanıyordu. Ama şimdi alıştılar. Normal saha gibi değil. Burada [tesislerde] çalışıyor, oraya bir gidiyor farklı geliyor. Saha bizim için iyi oldu yani, kirlenme paslanma yok J. Ama topçuyu yoruyor o başka. Yağmur da yağsa, tertemiz. Keşke idmanı her gün orada yapsak J. Maçlardan önce haftada iki gün 19 Mayıs’ta idman yapıyoruz, alışmaları için. Orada çok idman yapsan, maç esnasında çok yorulursun, çünkü orası çok yoruyor.

1991 Kupa Finali: Dönüm Noktası

1991’de İzmir’deki Galatasaray’la olan kupa finalinde Sabotiç golü atsa şimdi bir aşama üstte olacaktık. Nasip işte. Oysa çok güzel de kamp yapmıştık, iyi hazırlanmıştık. Boş kale ama olmayınca olmuyor.

“Aklımızda Düşmek Diye Bir Şey Yok!”

Kupayı aldığımızdan beri 1981’de bu takım düşmedi. Kupayı aldığımızda yedeğimiz bile yoktu; inanmış bir takımdık, valisiyle, belediye başkanıyla… Aklımızda düşmek diye bir şey yok! Allahın izniyle. Rahatım bu konuda. Takımın ileriki maçlarına bakıyorsun, dönüm maçları. Kocaeli maçı mesela dönüm maçıydı, dört fark attık. Eskişehir maçı öyle. Gelen maçlar da öyle. Topçusu da onun bilincinde, yönetimi de onun bilincinde, taraftarı da, herkes onun bilincinde. Allah bir yürek veriyor, çıkıyorlar aslanlar gibi oynuyorlar. Gelen rakipleri yensek, dışarıda da bir iki maç sıkıştırırız. Düşme korkusu yok! Fener, Galatasaray’ın cezalıları var, iddiaları da kalmamış. Bir mazi bu, Ankaragücü sonuçta.

Röportajı yapan Delivaldez'e teşekür ederiz.
Ankaragücü tribünlerde çıkan ilk fanzin olan 2.ci fanzinimizden alıntıdır.

» Read more → Musa Cimilli

FANZİN KÜLTÜRÜ

Kişisel , komik , politik, müzik , punk , cinsel , bilimkurgu , sahicilik , anarşizm birbiri ile ilgisiz görünenbu kavramlar konu fanzin olunca bir araya gelebiliyorlar.Eğer kafanız karıştıysa hiç sorun değil , fanzin zaten karışık kafaların fazladan okuyucuların kafasını karıştırmak demek.Yazar , yazar ki hiçbir zaman yazar değildir.Profesyonelce bu işten para kazanmaz.Aklından geçenleri söylemek kağıda dökendir, sizsinizdir , herkestir o.
O yüzden kendin yaz kendin ulaşabildiğin kadar kişiye okut işidir.Batıdaki pek çok fanzin örneğinde fanzin yapanlar kendi hayatlarını kendi tecrübelerini ve kendi özelliklerini yazarlar.Muktedir olanın ötekini anlamaya çalışması değildir fanzin yapmak. Öteki olarak görülen garip fanzinin asli ruhudur.Fanzin gariplerin güçlü olduğu yarı bir masal bir dünyadır.
Zenginlerin labirent gibi medya plazaları çok satan gazeteleri vardır.Zaten ama gerçek insan hikayelerine rastlayamazsınız orda.İşsiz ya da aç değillerdir o sayfaların renkleri.Ama fanzinin fotokopiden hikayesi gerçek insanların hikayesidir, sesi yalan dünyaların gürültüsüyle azarlanan.Ondan dokunmaz kaybeden olarak bilinmekten fanzin inadına kaybedenin kazanmaya yola çıkmış sesidir.Sokağa düştükten sonra bir kere kim tutar..

SOKAĞA SES VERMEKTİR FANZİN ,
Ve alayına SOKAK demektir biraz da fanzin.öyle olmasa Amerika'da en iyi yıllarını Reagan döneminde niye yaşasın fanzinler ya da başına buyruk anarşizm fanzin yapmanın felfesini niye oluştursun ki.

EN HASINDAN DAYANIŞMADIR FANZİN ,
Çünkü kendi cebinden çıkan parayla yaratırsın o paranın geri gelmeyeceğini bile bile.Birkaç sayfa için kafa patlatmaktır , patlak kafaların , alkolden kırık kafaların gerçeküstü yaratım sürecidir.Demokratiktir fanzin sokak gibi derdi olan herkes burada bağırır.Tüm dertliler sırayla birbirini dinler.Bolca hayal gücüdür fanzin yapmak hayali olan herkes el üstüne el , taş üstüne taş koyar.Ama fanzin en çok da SOKAK gibidir yani katışıksız olan bizim olan !!!
şimşek santrafor
Anlaragücü tribünlerinde çıkartılan ilk fanzin olan SOKAK fanzin -2- 'den alıntıdır.
» Read more → FANZİN KÜLTÜRÜ

SOKAK !!

Bu senenin ilk maçı Konya maçında çıktı pankart ilk olarak, dolayısıyla bence doğum tarihi belli...4 aydan fazla oldu, ama bu kısa sürede sanırım tribünle ilgilendiğim dönemlerin içinde en güzel dönem bu dönem...Kuralları, işleyişi, ilişkileri farklı; renkli bir grup Sokak...
Türlü imkansızlıklara karşın içerde dışarda maç kaçırmamaya odaklanmış yapısından öte, katılımcı tartışmaların olabildiği karar mekanizması veya hesapsız kitapsızlığıyla da hatırlanacak bu grup yaşadığı sürece..Her tribün grubu renklidir, ilginçtir kendince...
Ama Sokak'ta ayrı bir değişik durum var diye hissediyorum hep, elbette çok subjektif bir yorum da olabilir...4 aydır yaşadığımız süreci bile tribünsel olarak hiçbirşeye değişmem; belki de ondan...Kimi zaman beceriksizliklerimiz, kimi zaman fevri ama içten çıkışlarımız, kimi zaman demokratik tartışmalardan kalınan kararsızlık durumlarının değeri, talihsizlikler, şanslarımız, şanssızlıklarımız, günden güne büyüyen dayanışmamız, hep isyanlarda olan ruh halleri, ara ara harbiden kentin muhtelif sokaklarında yapılan Sokak toplantıları,bu yola girmedeki 'mantıksızlığın', arkadaşlığı 'mantığın' önüne koymanın, 'vefanın' ve 'maceracılığın' ayrı ayrı tadlardaki hazları ...Bu Sokak elbette farklı özelliklerinden dolayı algılanmasında farklı durumlar yaşatabiliyor...
Kimisinde 'özgürlük korkusunu'(Fromm Amcadan ) canlandırıp buraya kıl olabilmesini sağlıyor...Kimisine göre 'imkansız' olan durumuyla yok olmasının haz vereceği bir durumda...Daha önce bir yerde de yazmıştım, sanırım Sokak'ın ilk mayasını verenlerin büyük çoğunluğu küçüklüklerinde mahalle maçlarında hep güçsüz takımda olup mücadele yoğun maçları sevenlerden oluşuyor...Sonuç önemli değil, önemli olan yaşadığın...Bu tohum tam anlamıyla iri ve bol filiz verirse çok hayırlı bir miras olanağı var geleceğe...Olmazsa da can sağolsun ... Kurmak yer almaktan her zaman daha zordur, Sokak ise hep sürekli kurmayı vaad edebiliyor herkese...E tabi sürekli zorluk...Sokak'ta olmak, çocuklukta sınırlanan sokakta oynama saatlerini ebeveynle gerilimi göze alarak uzatma durumunun sıkıntılı ama değerli hazzı gibi, tüm taraftarlık durumları böyle belki ama Sokak'ta biraz daha fazla gibi koşullar ele alındığında...Taraftar grupları için biraz farklı nitelikte olan internet sitesinde kullanılan ilk fotoğraflardan birinin Hababam Sınıfı olması boşuna değil sanırım...
Allah uzun ömürler versin diyelim ne diyelim...
Eğer vermezse de sağolsun bize şimdiye kadar yaşananları yaşama şansı verdi...
Ne demiştik; sonuç önemli değil, önemli olan yaşadığın...

Çocuklar gibi tedbirsiz, gezginler gibi tetikteyiz...Sokak'tayız...

Berkay
25.09.2008
Ankaragücü tribünlerde çıkan ilk fanzin olan 2.ci fanzinimizden alıntıdır.

» Read more → SOKAK !!

bir atkı hikayesi


'' Alt Tarafı Bir Atkı Canım Ne Var Yani? '' Demeyin Bu Atkı Başka Atkı...
Her şeyden önce atkı , dünyada futbol taraftarları arasında özel bir eşya... İlk '' örgütlü '' kullanımları İngiltere'de görülmüş. İngiliz '' holiganlarının '' tribün kültürüne hediye ettiği en önemli simgelerden biri...


Atkı kullanım alanı epey yaygın bir eşya , kareografide , kimlik edinmede , soğukta beklerken , tezehürat ederken ve benzeri yaygın kullanımıyla tribünlerin vazgeçemeyeceği de bir aksesuar. Her atkı küçük bir pankarttır mesela , kolay taşını , işlevseldir hayalgücüne açıktır. Dostluk ve düşmanlık simgesidir , deplasmanlarda atkılar değişir , atkılara '' el konur '' . Atkı kimlik belirtir , hangi takım , hangi takımın hangi grubu , aidiyet temsilidir.
Tribünlerde atkı kullanımı üzerine yazılacak pek çok şey var ama bu yazımızın konusu
SOKAK atkısı. SOKAK grubunun ilk atkısının hikayesi epey renklidir aslında. '' Bir atkımız olmalı '' dediğimizde , hepimizin aklında binbir çeşit atkı vardı muhtemelen. Nasıl çıkacaktı , nasıl finanse edecekti , bizi temseş eden bir atkı nasıl şekillenecekti.?


Tam da SOKAK ruhuna uygun bir atkı yaratım süreci oldu aslında , ilk tasarımlardan çıkarılışa , alışına , dağıtımına kadar.


Önce bir anket açıldı sitede. Tribünlerde benim bildiğim ilk anket , çünkü genelde atkılar yapılır ve takılır , atkıların şekil şemaline öyle çok büyük kalabalıklar karar vermez. Bizim atkının şeklinin belirlenmesi bol yorumlu (en son baktığımda 255 yorum vardı) çok değişkenli bir anketle gerçekleşti. Bu atkıyı özel kılan süreç özel kılan sebeblerden biri sadece.

Yapılan bir tasarım sunulduktan sonra gelmeye başladı yorumlar...

Çok Beğenende Vardı...

serkan tarafından gönderildi Çrş , 24/12/2008 - 19.19 tarihinde gönderildi.

Dehşet ötesi !!! Gerçekmi bu atkı ))) Harika... Anlatamam. Bu atkıyı takmak yaşamak lazım.. Hazır olacağı anı sabırsızlıkla bekliyoruz. Emeği sağlık herkesin.


zekzekzeki tarafından gönderildi Çrş 24/12/2008 - 17.14 tarihinde gönderildi.
Anlaşılan ligin ikinci yarısına bomba gibi bir giriş yapacaz. Teşekürler ozzyy

Atkı İçin Farklı Logolar Düşünen de..



sebastian tarafından Çrş , 24/12/2008 - 18.13 tarihinde gönderildi.
Sokak logosu güney amerika diyarlarından alıyore..Azteklerden maya larda...Çek bir Arjantin güneşi...


Delivaldez tarafından Çrş , 12/24/2008 - 18.13 tarihinde gönderildi.
Sokak güneşi ! Teşekürler Sebo.Olabilir... Hitit güneşi falanda olabilir hani Ankara'yıda çağrıştırsın )))



Atkı Tek Taraflımı Olsun Çift Katlımı Olsun Üzerinde Yorumlar Geldi...


Pablo tarafından Çrş, 12/24/2008 - 20.03 tarihinde gönderildi.
Tek taraflı atkı...Ben önemli bir soruyu gündeme getirmek istiyorum.. Ozzyy cidden güzel bir tasarım yapmış , peki bu atkılarımız tek katlı mı olulacak.? Bence tek kat , ince geniş atkı günümüzde daha popüler ve şık duracaktır. Bence bir atkının iki yüzü olarak kullanmak yerine , 2 ayrı atkı modeli olarak kullanabiliriz. İmalat-ı Harbiye isminin ilk defa bir atkıda kullandığınıda gururla belirtmek isterim ayrıca boyuna şeritlerde tarz katmış. Bence sağ tarafta elinde döner bıçağıyla Cabbar baba da son derece hoş olabilir. Alın size logo )))


Arada Güzel Buluşmalarda Oldu...

goralı tarafından Çrş , 24/12/2008 - 20.25 tarihinde gönderildi.
Hoşgeldim.Doğup büyüdüğüm Hacettepeden ilk ve son aşkım ankaragücümden ayrılmak zorunda kaldığım talatpaşa bulvaarına SOKAK sayesinde yeniden kavuşuyorum. irfan baştuğ ilkokulundan sağ saol kavgalarının ortasında kaldığım hamamönüne herşeyden çok sevgili ANKARAGÜCÜ s o k a k penceresinden farklı bir bakış açısı yakaladım.Hepinize merhaba derken atkılar en güzeli içinde Ankaragücü yazandır gerisi ayrıntıdır der Sakaryadan selam ederim.


Güneş Üzerinde Tartışmalar Başladı...


Pablo tarafından Çrş , 24/12/2008 - 22.13 tarihinde gönderildi.
Bence güneşi kaldıralım kesinlikle , denildiği gibi bize özgü bişey olmalı.Ana yazıda da lacivert yerine sarı olsa daha çekici olabilir , üstteki yazılar lacivert kalabilir.Bu şekilde güzel ama daha dikkat çekici olur sarı yazıyla. Güneşin yerine de önerim Cabbar baba tek kat atkıda çok güzel durabilir.Hem tamamen orjinal hemde tıpkı imat-ı Harbiye gibi sahip çıkılması gereken bir motif.Kuru kafadan daha etkili ve en az onun kadarda atarlı.Sonuçta cabbar babada sokağın adamı.


Ve Oylama....

lanselot tarafından Çrş , 24/12/2008 - 18.49 tarihinde gönderildi.Ben oyumu hitit güneşinden yana kullanıyorum ama tamerin güneşe tarz katması şartıyla en azından bize has.

fındık tarafından Çrş , 24/12/2008 tarihinde gönderildi.
arjantin güneşi

ozzyy tarafından Sal , 30/20/2008 - 00.38 tarihinde gönderildi.

Evet oylama sona erdi... Kazanan sebonun arjantin güneşidir .arkadaşların 2side atkıda olsun önerisinide değendirebiliriz.Bugün İstanbulala görüşüp olayı bağlıyacaz.Hayırlı uğurlu olsun.


Ve Sonra Ortaya Karışık Bir Şeyler Çıktı )))

berkay tarafından Sal , 12/30/2008 - 00.22 tarihinde gönderildi.

Sokak pergelinin çizdiği daire.. Sanırım bu gidişle herkesin uzlaştığı bir değişik ve çok canlı bir atkımız olacak... Yani dışarıda hiç bir eğilim kalmıyor. Sokak pergeli çizdiği daire ile herşeyi içeriyor misali )))

Pablo tarafından Sal , 30/12/2008 - 200.22 tarihinde gönderildi

Ne şiş yansın ne kabap hesabı ))) Uzlaştırma komisyonu gibisin Berkay valla ))) peki sokak tarafının bi tarafı Hitit güneşi , bi tarafı arjantin güneşi olsa nasıl olur? Atkının sokak tarafı hem yerel hemde evrensel bir nitelik kazanır böylece )))


Sona Doğru Geliyoruz...

Wasty tarafından Sal, 30/12/2008 - 18.52 tarihinde gönderildi
''Bir tarafta Arjantin öbür tarafta hitit olsun , herkesin gönlü olsun '' fikri gayet güzel bence , ayrıca gördüğüm kadarıyla internette tasarlanan atkılar , hayata geçirildikten sonra çok daha canlı oluyor emin olun.


Exom tarafından Sal, 30/12/2008 - 09.44 tarihinde gönderildi.
Herhalde ilk sanıyorum Ankaragücü tribünlerinde ilk defa anket sonucuna göre atkı çıkacak. Gizli Gizli !!! her ankaragüçlü evinde bir tane bulundurmak isteyebilir. Herkese satılmasın )))


Bunlar sitedeki 255 yorumun sadece bir kısmı elbette... Atkının biçiminin karar verdikten sonra , paralar toplandı. SOKAK atkısının bir güzelliğide finansmanın tamamen bizim tarafımızdan yapılmış olması.Sipariş verildi , örnekler geldi gitti , atkılar başka bir yazıda okuyacağımız gibi sabahın köründe büyük bir heyecanla alındı ve artık hepimizin boynunda bir SOKAK atkısı !!!

Anketi , tribüncünün kendi parasıyla çıkması ve tabi ki tribünlerde hiç görülmemiş özgün tasarımı ve yaratıcılığıyla sokak çocuklarının boynuna dolandı...

Muhabbetimiz bol , hayalgücümüz özgür olsun... Nice başka SOKAK atkılarına...

briket

Ankaragücü tribünlerinde çıkartılan ilk fanzin olan 2.ci fanzinimizden alıntıdır.

» Read more → bir atkı hikayesi